Taekwondo Sanatçısının Gözünden İnsan İlişkileri
Günümüzde her ne kadar olimpik olmanın etkileri altında felsefi özelliğini, derinliğini ve gizemini kaybetmeye başlayan, bu doğrultuda çalışma ve çalıştırma yöntemlerinde farklılıklara uğrayan Taekwondo, köklü geçmişi ve içeriği ile dövüş sanatları içerisindeki duruşuyla saygıyı hak eden ve örnek alınması gereken bir dövüş sanatıdır.
Taekwondo ve diğer dövüş sanatlarının dünyasının dışarısında kalan popüler kültürün etkisi altındaki insanların sergilemiş oldukları saldırgan tavırlar, toplum içerisinde oluşan bir zihniyetin meyveleridir. Çevrenize ya da kendinize baktığınız zaman insanlarla olan ilişkilerde ters giden şeyleri fiziki kuvvet uygulayarak düzeltme veya bastırma içgüdüsünün yaşandığını fark edeceksiniz. Bu baskının oluşmasındaki etken insanların başka insanların muhtemel düşünceleri altında ezilmeleridir. Yolunda gitmeyen olayları çözmek için kaba kuvvet kullanmamak bugün insanlar arasında yanlış düşüncelere yol açmakta. Bu tür düşünceleri oluşturan temel etken ise “ Korkaklık Damgası Yeme” bilincidir. Bu ne yazık ki toplumumuz içerisinde insanların zihnine kazınmış fakat şiddetle reddedilen acı bir gerçektir.
Birbirlerine kontrolsüzce saldıran insanların tavırlarını izlediğim zaman dikkat ettiğim bir nokta özgür olmamalarıdır. Çünkü kendi iradesi ile karar verme erdemi kaybedilmiştir. Kararlarını başkalarının etkisi altında alan insanlar kendi benliklerini kaybetmiştir. Dış baskılarına zihniniz ve ruhunuzla açıkça ve kararlılıkla duramıyorsanız, yapmış olduğunuz bu tarz icraatlar sizi tanımlamaz. Bir insan ne zaman, nasıl hareket edeceğini bilmeli, ruhuna bedenine ve zihnine kendi hükmetmelidir.
Dövüş sanatçıları disiplinli bir eğitimden geçerler. Bizim dünyamız dışarısında kalanlar yapmış olduğumuz hareketleri kendilerine şaka konusu olarak görseler bile, aslında her hareketin bir amacı, karakteristik bir özelliği ve ruhu olduğunu göremezler. Dövüş sanatçıları bedenlerine, ruhlarına ve zihinlerine tam anlamıyla hakim olanlardır. Dış etkenlerin baskısı altında kalmak, yapmış olduğu hareketlerden şüphe duymak, pişman olmak bir dövüş sanatçısının hissedeceği türden tecrübeler değildir. Kaldı ki çok üstün tekniklerle donatılmış olmamız bizi çok güçlü kılar. Böyle bir kudrete sahip olmak ve onu kontrol etmek gerçekten saygı duyulması gereken bir unsurdur.
Bir dövüş sanatçısı için eğitimsiz bir insana zarar vermek, önünüzde yürüyen bir böceği ezerek öldürmek kadar zahmetsiz ve kolaydır. Buna rağmen dövüş sanatçıları kendilerine karşı fiilen bir saldırı olmadığı sürece bildiklerini uygulamaz, hatta böyle bir durumda karşı karşıya kaldığı zaman bile aklında oluşacak düşünce yine zarar vermemek olacaktır.
İnsanlarla kavga etmek bizler için asla bir marifet değil, bilakis tekniklerimizi kullanmadan sorunları çözmek marifettir. İnsanların bizlere karşı olan yaklaşımlarını anlar, söyleyeceğimiz her sözün tonunun ne anlama geleceğini iyi bilir, konuşmaların ve beden dilinin karşı tarafta bırakacağı etkileri görebilir ve hissedebiliriz. Çünkü kararlarımızı ve sözlerimizi tamamen kendi irademiz ve hür zihnimiz ile almaktayız.
Unutmayın, gücünüzü başka insanlara fiziki olarak göstermek ve uygulamak, kendi benliğinizi kaybettiğiniz ve başka düşüncelerin arasında kaybolmak bir köle olduğunuz göstergesidir.